Mağara | Kayra Gece Savaş
Zaman durmuştu. Gülümsüyordu. Her şeye rağmen, şüphesiz bir şekilde gülümsüyordu. En ufak tereddüt dahi hissetmeden… Herhangi birine benliğini unutturacak bu gülümseme yüceydi. En güzel eylemdi bu gülümseme. Ölümü bekleyen bir canavarı karanlık mağarasından çıkartacak türdendi bu gülümseme. Bir yaratığı mağarasının dışında görmeyi kim isterdi ki?
Bir tutam masumiyet vardı gözlerinde, bir tutam reçel kokusu ve huzur dolaşıyordu saçlarında. Korkmuyordu. Tek bir kelime etmiyordu. Bir tutam özgürlük vardı yüreğinde paylaşmaktan çekinmediği. Calliopeia1’yı andıran bir ilham barındırıyordu iki eliyle saçlarını toparlayıp hafifçe geriye atışı. Oysa bilmiyordu ki sevme yetisini aklından hemen önce yitirmiş bir gölgeye bakıyordu. Tüm bu masumiyeti, bu güzelliği, bu ilhamı mağarasının girişine vuran güneşten derinden korkan bir yaratık uğruna harap ettiğini bilmiyordu. Tüm bu yüceliğe karşılık alamayacağını bilmiyordu.
Karanlık mağarasında kimseye görünmezdi o canavar. Ne takamadığı maskeler, ne de hissedemediği duygular gizleyebilirdi çirkinliğini. Bu yüceliğin karşısında tek yapabileceği ezilmekti. Buna da uzun zaman önce yitirdiği gururu el vermezdi. Zamanla elleri ve yaşadıklarıyla yüreği buruşmuştu canavarın.
Oysa tüm bunlara rağmen kararlıydı kadın. Öyle bir baktı ki, delip geçti bakışlarının ışığı tüm duvarları ve ulaştı o çirkin varlığa. Tek dileği yok olmak olan o canavar yaşam isteğiyle doldu.
Öyle bir baktı ki kadın, mağara yok oldu.

