Türk Ekonomisi Neden İstikrarı Yakalayamıyor?

‘ARTIK DOLAR VE EURO İLE TİCARET YAPMAYI DURDURUP, YALNIZCA KENDİ PARA BİRİMİMİZ YA DA ALTIN İLE TİCARET YAPACAĞIZ’ dedi diktatör. Bu sözleri onun ipini çekmeye yetti. Halkına yapmış olduğu zulümler karşısında Amerika, İngiltere, İsrail ve diğer Avrupa ülkeleri artık vicdan meselesi yaparak diktatörü tahtından indirebilmek için seferber oldu.  Yaptıkları gerçekten de kabul edilebilecek türden değildi. Sen kalk evlenen her çifte 50.000 Dolar para ver. Üzerine damat şayet işsiz ise 3+1 ücretsiz ev hediye et. Kalk üstüne bir de evine yakın yerde iş tahsis et.  Doğalgaz, elektrik ve su parasız olsun, benzin zaten ucuz… Elbette ki sen halkına karşı bu kadar zalimsen seni o koltukta oturtmazlar. Bir de hiç utanmadan, yüzün kızarmadan kalk merkez bankanda yaklaşık 100 milyar dolar para rezervinin olduğunu söyle… Ülkenin yeterince gelir kaynağı olduğundan, ‘Ben size değil siz bana muhtaçsınız.’ demeye başla. Tabii ki de sen böyleysen ne halkın ne de diğer ülkeler seni ister. Değil mi KADDAFİ? Ey Kaddafi!  Şu anda ülken petrol bile çıkartamıyor, ülkenin iç ve dış borçlanması arttığı için merkez bankanda ki rezervlerin hızla eriyor. Artık gittiğin yerden el salla….



Hani 1960’lı yıllarda Hollanda Hastalığı Sendromu denen bir olay yaşanmıştı. Hani şu derslerde konu olarak işletilen… Hollanda, doğalgaz kaynaklarına kavuştuktan sonra geriye yaslanmaya başlamıştı. Ülkenin parası hızla değer kazanmaya başlamıştı ve hükümet tüm üretim kaynaklarını o yöne çevirmişti. Para geliyor para… Para, hem de su katılmamış para diyerek ithalata ağırlık vermişti. Halk refah içerisinde, bol para ile yaşamaya başlamıştı. Her şey harika. Halk daha başka ne isterdi ki? İnsanlar zenginleşmiş, para bol, her markadan ürünler ülkende cirit atıyordu. Derken hiç beklenmedik bir olay yaşandı. Yazın yediğin hurmalar artık cebini tırmalar misali… Ülke maalesef krize girdi. Bu kadar gelir varken krize nasıl mı girilir? Üretme ama tüket… İhracatın ithalatına oranla yerlerde sürünsün… Cari açığın bozuk fermuar gibi hiç kapanmasın… Kriz kapıyı çalar elbet. Fakat Hollanda hükümetleri yaptığı hatadan çok çabuk ders aldı. Açığı kapatabilmek için hızla tarıma ağırlık verdi. Denizi toprak ile doldurup tarım alanları oluşturdu. Haliyle ürettikçe satmaya başladı. Tarım alanında öyle bir geliştiler ki, bu alanda Konya kadar yüzölçümü olan ülkenin rakibi sadece Amerika.

Önümüzde çok fazla örnek var aslında. Güney Kore ya da Mortgage krizine yakalanan Amerika gibi. Ama bu ülkeler hatalarında çabucak dönerek bir şekilde düzlüğe çıkmayı başardılar. Bizim hükümetlerimiz nedense bu örnekleri görüp ders almaktansa daha fazla nasıl dibe gidebiliriz diye çabalıyor sanki. Hollanda dünyanın en büyük tarım okulunu açarken biz köy enstitülerini kapatıyoruz mesela. 2013 yılı hani bizi teğet geçen kriz, daha doğru yöneltilmiş olsaydı, Türkiye’yi diğer ülkeler karşısında şahlandıran bir pozisyona sokabilirdi. Ülkeye yatırımcılar yıllardır Dolar ya da Euro cinsinden para sokuyor, biz onların parası ile onlardan makineler alıyoruz. Niye makineyi, hammaddeyi ithal ederek, gelen paraları geri yolluyoruz? Bir sürü mühendisimiz varken, iki demir, bir zincir ve bir küçük motoru bir araya getirip, mesela odun kesme makinesini ucuz maliyetle üretmeye çalışmak yerine, niye ithal ediyoruz?  Bunca yazılımcımız varken, neden dünya markaları arasına girmiş bir ‘Whatsapp’, ‘Google’ gibi yazılım tabanlı markamız yok?  Neden fabrikalar kurmuyoruz? Var olan fabrikalarda ürettiğimiz ürünleri neden marka haline getirerek dünya markası yapamıyoruz? Mesela neden Karadeniz’in çayını Fransa’ya ihraç ediyor ama sonra da aynı ürünü ambalajı değişmiş bir şekilde, kat ve kat daha fazla para ödeyerek ithal ediyoruz?  Neden fındığı İtalya’ya satıyor ve sonra onlardan çikolatalı olarak yüksek fiyatlara ithal ediyoruz? Durmadan koca koca binalar, siteler, akıllı evler ya da AVM’ler yaptık da neden sanayi alanına yeterince yatırım yapamadık? Hadi inşaat alanında büyüdük diyelim, hiç değilse ‘Ytong’ değerinde bir marka sahibi olabilseydik.

Yabancı yatırımcılar kara kaşımıza kara gözümüze hayran olduğu için mi geliyorlar? Elbette hayır. Sebep belli. Ya ülkesinden düşük faizle para bulup, parasını Türkiye’deki faizi yüksek yatırım araçlarında değerlendirmek için burada ya da karlı bir yatırım olabileceğini düşündüğü firmaları satın almak için. Bizim akıllı evlerimizi ya da AVM‘lerimizi ne yapsın. Duran varlığı ülke çalkalandığı zamanlarda uçağa koyup evine mi götürecek?

Son söz ’Döviz yükseldiyse bana ne’ diyen gruba. Yaşamını endekslediği her şeyin yükselişini takmadığı para cinsi ile fiyatlandığını bilmeyen ya da bilmezden gelenlere… Kırarak protesto ettiği telefondan tutun da, bindiği otomobile, kullandığı toplu taşıma araçlarına, ısınmak için kullandığın doğalgazdan tutun da, gıda ürünlerinin çoğunun satış fiyatını etkileyen en büyük etkenin döviz olduğunun farkında olmayanlara…  Protestolarla ekonomi toparlanmıyor. Protesto amaçlı paraları yakanlara ne demeli. Onlar başka gezegenden gelip bu ülkeye yerleşmiş olmalı.

Ey protestocu! Sen bu şekilde boykot yapana kadar, içeri giren yatırımcının parası ile ev yapana kadar üretim yapacak fabrikalar kur, ihracatını arttırırken ithalatını düşür ki cari açık kapansın. Ekonomini güçlenmiş gibi olmasın gerçekten güçlensin. Sonra bırak Türkiye üzerine oyunlar kuranlar senin ürettiklerini kırsınlar, senin paranı yaksınlar, seni kıskansınlar ve boykot etsinler. Üçüncü havalimanına bizi kıskanan Almanya’nın ürettiği yürüyen merdivenler yerine, yerli üretim, milli yürüyen merdivenleri kullan ki gerçekten kıskançlıktan çıldırsınlar. Hollanda’ ya sinirlenip portakalını sıkmıştın ve seni böyle ezerim demiştin ya hani, tarıma destek ve ağırlık ver ki onlarda pazar payları düştü diye seni tehdit etsinler.

Ey protestocu unutma! Savaşta yardım için gittiğimiz Güney Kore, dibe vurmuşken, ekonomik olarak sözü geçen ülkelerinden biri olmuş durumda. IMF’den borç olarak aldıkları para ile ev ya da AVM’ler inşa ederek değil, teknoloji ya da endüstri satarak bu hale geldiler. Artık Güney Kore markaları olan Samsung, LG gibi teknoloji şirketlerinin dünya da küçümsenemeyecek bir pazarı var. Hyundai dediğiniz zaman hazır ola geçmek gerek. Devrim arabasını yapmak istediğimiz yıllarda ‘Boşuna uğraşmayın, biz size araba veririz.’ dedikleri gün ipi boynumuza geçirmişlerdi çoktan.   


Yanardağ

Bir yanardağ kadar deli... Patlayan bir volkan kadar coşkulu...

Bir yanıt yazın