Uçurum | Kayra Gece Savaş

Her yaşadığım saniyeyi o saniye yaşamı seçtiğim için yaşasam da bu yaşamayı sevdiğimden veya ölümden korktuğumdan değil.
Hayat her şeyiyle bağlanmaya, tutunmaya çalışan o insanlardan değilim ben… Artık değilim… Çünkü bitmeyen bir düşüşün içindeyim. Yaşarken ölüyorum, az çok herkes gibi.

Annem beni bir uçurumun başında doğurmuş ve ne kadar kordon daha kopmadan geri çekmeye çalışsa da kendi kendine kopmuş beni hayata bağlayan tek şey ve ben düşmeye başlamışım. Hayatım da işte bu düşüşten ibaret, bu düşüşte büyüdüm, eğitim aldım, sorguladım, – var olmak denmez belki çünkü ‘olmak’ için hiçbir şey yaptığımı düşünmüyorum ama en azından ‘var kaldım’ – ölmedim ve ölebileceğimi düşünmedim. Ebedi sandım o uçurumu, asla ölmeyeceğim yanılgısına kapıldım. İnsanın yaşarken yavaş yavaş öldüğünü bilmiyordum henüz.

İnsanın böyle bir eğilimi vardır, kendini yetersiz gördüğü konular hakkında düşünmeyi sevmez ki ölüm yaşamın en büyük soru işaret, en büyük düşman olarak tasvir edilen o yegane şeydir. Kendime gelmemle birlikte – yani ölümü dert edip nasıl DAHA uzun ( ve dolayısıyla sıkıcı ) bir yaşam süreceğimi düşünmek yerine ölümü kabullenmeyi ve bununla yaşamayı öğrenmemle birlikte – anladım ki her insan, her aciz et parçası, ölecek yaştadır.

 Artık biliyorum, bu düşüşün bir sonu olacak ve ben de şu ana kadar yaşamış ve bundan sonra yaşayacak herkes gibi değeceğim uçurumun sonuna ve dağılacak tüm iç organlarım yere. Kanımla ve bağırsaklarımdakilerle boyayacağım o sonu…

Az çok herkes gibi…

‘Uçurum, düşüşünle beni de götürmek ister misin?’
Charles Baudelaire

Kayra Gece Savaş

Tek ihtiyacım olan bir kâğıt ve yazmamı sağlayacak bir kalem. Bunlarla dünyayı altüst edebilirim’ demiş gelmiş geçmiş en büyük deli. Sanat insanın tüm hisleri, tüm fikirleri ve kendini gömdüğü dipsiz bir mağara, benim yapmaya çalıştığım şey ise okuyucunun eline bir mum verip onu benim karanlığıma davet etmek. İyi yolculuklar…

Bir yanıt yazın