Cemal Süreya… Bir Aşk İnsanı… Hayatı Ve Şiirleri
1931 yılında Erzincan büyük bir şairin, büyük bir edebiyatçının, bir aşk insanın dünyaya gelmesine şahitlik etmişti. Türk edebiyatının ünlü ismi, aşk sözleri, aşk şiirlerinin unutulmaz şairi Cemal Süreya Erzincan’da dünyaya gelmişti. Sıra dışı bir yaşam süren Cemal Süreya çocukluğundan itibaren başlayan fırtınalı bir hayat yaşamış ve 1990 yılında aramızdan ayrılmıştı. Gelin bu sıra dışı yaşama ve Cemal Süreya şiirlerine beraberce göz atalım.
SÜRGÜN ŞAİR CEMAL SÜREYA
Cemal Süreya’nın çocukluğuna ait en çarpıcı anekdot; ünlü şairin ailesinin, 1938 TBMM kararı ile bugünkü adı Hakkari olan Dersim operasyonu sonrası sürgün edilen yüzlerce aileden biri olması. Ailesi ile birlikte 1938 yılında Bilecek iline sürgün edilen Cemal Süreya, kendisinde büyük izler bırakmış bu olayı şu dizlerle kağıda dökmüş.
Bizi bir kamyona doldurdular
Tüfekli iki erin nezaretinde.
Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular
Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar
Tarih öncesi köpekler havlıyordu
Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, polisler
Duyarlığım biraz da o çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki
Annem sürgünde öldü, babam sürgünde öldü
SIRA DIŞI YAŞAMA SIĞAN DÖRT EVLİLİK
Cemal Süreya’nın evlilik hayatı da fırtınalarla dolu. Aşkla yaşayan, aşk şiirleri anılan şair, ilk aşkı, ortaokul arkadaşı Seniha Nemli ile ilk evliliğini yapar. Fakat bu evlilik bir ömür boyu sürmez. Seniha Hanım’dan ayrıldıktan sonra Zuhal Tekkanat’a gönlünü kaptırır. Fakat ikili birbirlerine deli gibi aşık olsa da evlilikleri kısa sürer. Birbirlerine duydukları kıskançlık bu evliliğin sonunu getirir. Cemal Süreya sevmekten, aşık olmaktan uzak duramaz ve üçüncü evliliğini Güngör Demiray ile yapar. Bu sefer bir yıl evli kalabilir. Bitmiş evliliklerine inat dördüncü ve son evliliğini Birsen Sağnak ile yapar. Aşk hayatındaki bu kadar çalkantı belki de ünlü ‘Aşk’ şiirine ilham vermiştir.
AŞK
Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı
Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurada senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurada da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karakoy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik
Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.
İLK ŞİİR ‘ŞARKISI BEYAZ’
Edebiyat sevdası ortaokul yıllarında başlayan Cemal Süreya, ilk şiirlerini de o zamanlar sınıf arkadaşı olan, ilerleyen yıllarda ilk eşi olacak Seniha Hanım için yazacaktı. Lise yıllarında edebiyata iyice tutkun hale gelen şairin yayınlanan ilk şiiri olan ‘Şarkısı Beyaz’, 1953 yılında Mülkiye Dergisinde yerini alacaktı. Nedense Cemal Süreya bu ilk şiiri kitaplarında yayınlamak istemez.
ŞARKISI BEYAZ
Ayıcılar geçti, affedilmemiş insanlar geçti
Şehirler taş yürekliydi Şarkısı-beyaz
İnsanların büyük rüyaları vardı
İnsanlar bir ölümle öldüler ki
Sevgiler arasında şaşırıp
Bir unuttular ki deme gitsin.
Ben olanca kuvvetimle
Halatlara asılıyorum nafile
Ben ayrı düşmüşüm bir kere
Ayrı düşmüşüm insanlardan.
Bu yıldız tutmaz mavilikte
Ne deniz ne köpük kar eder bana.
Arada bir ağlamak için
Onu kocaman ellerimle sevdim.
Ölüm daha saçlarına gelmemişti Şarkısı-beyaz
Saçlarını koynumda saklıyorum
Arada bir ağlamak için.
Ve suların altında mavileyin
Küstah bir çalparaydı ayağını uzatmış
Mesut hatırasına balıkların.
Ve kocaman küfürleriyle sarhoş
Yatardı yavaşlamış tüyleriyle
Gemicilerin öldürdüğü kuş.
Siraküzaya uğrayamadık
Torbadaki çakıllara baktım Şarkısı-beyaz
Benimkilerin üstünde üç tane hilal
Üç tane uzun hilal vardı, upuzun
Siraküza açıklarında bahanesiz bir yaz
Çalkandık durduk.
Ayıcılar geçti, mağlup insanlar geçti
Rüyalar darmadağındı Şarkısı-beyaz
Sonra dalgalar geldi dile
Sonra bir mavilik aldı her yerimizi;
Nasıl hatırlıyorsan dünyayı öyle…
CEMAL SÜREYA GÜL ŞİİRİ İLE SAHNEYE ÇIKIYOR
‘Şarkısı Beyaz’ adlı şiiri yayınladıktan sonra yazmaya devam eden Cemal Süreya, aynı zamanda karikatürler çiziyordu. Bu karikatürler çeşitli dergilerde yer almayı başardı. Fakat ‘Gül’ şiirinin yayınlanması ile Cemal Süreya adı edebiyat dünyasını sallamaya başladı. 1955 yılında ise ‘Üvercinka’ adlı eseri onu unutulmaz şairler arasına çoktan sokmuştu.
GÜL
Gülün tam ortasında ağlıyorum
Her akşam sokak ortasında öldükçe
Önümü arkamı bilmiyorum
Azaldığını duyup duyup karanlıkta
Beni ayakta tutan gözlerinin
Ellerini alıyorum sabah kadar seviyorum
Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz
İstasyonda tiren oluyor biraz
Ben bazan istasyonu bulamayan bir adamım
Gülü alıyorum yüzüme sürüyorum
Her nasılsa sokağa düşmüş
Kolumu kanadımı kırıyorum
Bir kan oluyor bir kıyamet bir çalgı
Ve zurnanın ucunda yepyeni bir çingene
‘SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?’ BABAYA VEFA
1957 yılına gelindiğinde Cemal Süreya, babasını, en az kendisi kadar fırtınalı bir aşk hayatı yaşayan Hüseyin Bey’i kaybetti. Babası da kendisi gibi defalarca evlenmiş hayatına üç evlilik sığdırmıştı. İşte Cemal Süreya’nın babasının ölümü üzerine yazdığı ünlü şiir;
SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Şöylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?






