Masumiyet | Kayra Gece Savaş
Masumiyet sadece küçük bir çocuğun sahip olabileceği bir benlik hali. Bir çocuğun annesinin cebinde kaç para olduğunu umursamadan bir şeyi isteyebildiği dönemlere kadar sahip olduğu ve bir kez kaybolduğunda asla geri gelmeyecek olan bir şey!
Ben o masumiyeti hep bir çocuk gibi hissettim içimde. Masumiyetim uzun zaman önce kirlendiğinden o çocuğun yaşadığı zamanı hatırlayamıyorum. Bir ceset olarak bildim hep onu; tecavüz edilmiş bir çocuk cesedi olarak. Boğazı kesilmiş ve – bedeni asırlar önce ölmüş gibi hissetsem de – hala damarlarıma akıyor kanı. Kesik boğazından akan koyu kan kalbime dolduktan sonra düzenli bir biçimde dağılabiliyor tüm vücuduma.
Çoğu zaman, gülen bir insan gördüğümde o kanı sürekli akan, boğazı kesik çocuğun katilini gördüğümü hissediyorum. Aynaya baktığımda ise hatırlamasam da masumiyetin temsili olan bu çocuklardan birden fazlasının katilini görüyorum. Bu bir Japon’un yazdığı ‘ bir maskenin itirafları’ değil. Veya herkesin ağzına sakız olmasına rağmen kimsenin asla benimsemediği öğütler veren bir çocuk masalı.
Evet, o küçük çocuk değerlidir ama o yaşarken anlayamaz kimse varlığını çünkü masumiyet bunu gerektirir. Öldüğü zaman, ağırlığı çöktüğünde- belki ancak o zaman- fark edilebilir bu yük. Ne var ki öldükten sonra da bütün değeri bir cesedin içinde yok olur ve insanlar gerek kendilerinin gerek başkalarının içinde zaten ölü olan çocuğu doymak bilmez larvalar gibi kemirmeye sürekli devam ederler.
Louis Ferdinand Celine’in dediği gibi: ‘Aynı yerde kaldıkça nesneler ve insanlar yozlaşır, çürür ve de leş gibi kokmaya başlarlar’. Bunun gibi bir şey işte…
‘Günüm dolmuş veya dolmamış gençliğime falan bakmadan, derhal gelebilirsin ölüm; kapı açıktır, lamba sönük.’ John Fante

